2 Mayıs 2010 Pazar

Boku çıkan özgürlük

Salıncaktan düştü. Etrafta kimse olmamasına rağmen gözyaşlarını tuttu, canının acıdığını belli etmedi. Çenesinde hafif bir titreme, gözlerinde ise basit bir gülümsemenin izleriyle yürüdü. Kenarları ağaçlarla bezenmiş toprak yol, sonbaharın serpiştirdiği yaprakların sarı tonlarıyla bir Van Gogh tablosunu andırıyordu. Genelde pek dikkatini çekmeyen bu tablo, ancak bugün kendini özgür bırakmaya karar verdiği için anlam kazanıyordu. Yalnızca gördükleri değil, çamurlu ayakkabılarıyla ezdiği yaprakların sesi, toprağın kokusu, rüzgârın dokunuşu tüm duyularını canlandırmıştı. Hepsi ayrı noktalardan aynı yere hitap ediyor, içindeki canlılığın doğayla birleşmesini sağlıyordu. Kendisi henüz gerçek hislerine erişememiş olsa da, eteğinin altından bacaklarına sürtünerek kadınlığına erişen rüzgârın bedenine yaptığı gezintiyle bir de tahrik oluyordu.

Yalnız başına yürüdüğü toprak yol, şu kısa yolculuğunda kendisine dünyanın merkezinde olma hissi veriyordu. Topluluk içindeki kasılmış halinden tamamen sıyrılmış, kolları ve bacakları çözülmüş, kaskatı duran ağaçlara nispet yaparcasına salına salına yürüyordu. Burada yol diye bahsettiğim geçiş yalnızca iki yüz metrelik ağaçlık bir alan aslında. Etrafı alışveriş merkezleri ve villalarla donatılmış semtin tek yeşil alanı. Belki de bu yüzden bu kadar yoğun hisler besliyor Sade. Bomboştu her taraf. Yalnızdı. Her yer onundu. Küçük serüveninin hemen sona ermemesi için biraz durdu. Diziden akan kanın sarı bir yaprağa damlayışını izledi. Ölmüş bedene can verirmişçesine yaydı kanı yaprağın üstüne. Uzunca baktı sanat eserine.
Yolun sonuna geliyordu ya, daha uzatmak niyetindeydi gezintisini. Yalnızlık hoşuna gitmişti. Kendine izin veriyordu. Tahrik olduğunu da ancak inlemeler duyduğunda fark etti. Özgürlüğünü tescilledi.

Yolun sonuna doğru ilerlerken gürültüler arttı. Yüzü taş duvara dönük domalmış bir kadını beceren adamı görünceye kadar seslerin kendi hayal gücünden olduğuna inanmıştı. Bir an yalnız olmadığını fark etmek rahatsız etse de, izlediği sahneye doymak bilmiyordu.

Sade’nin ayak seslerini duyup doğrulan kadın panik içinde pantolonunu çekerek koşmaya başladı. Adam ise halinden memnun bir tavırla kadının arkasından yavaşça yürüdü. Sade adam gözden kayboluncaya kadar arzuyla izledi onu.

Tutku dolu çift alanı terk edince Sade duvara yaklaştı. Kadının ellerini koyduğu noktalara yerleştirdi ellerini, domaldı. Onların yaşadıkları hissi yaşayabilirmiş gibi aynı sahneyi canlandırmaya çabaladı.

Adamın nefesini hissetti ensesinde, dönüp bakmadı. Eteğini sıyırdı yalnızca. Beş dakika önce başkasının içine giren organının içine girmesine izin verdi. Elleri duvara dayalı domaldı. İnledi. Özgürlüğünü deneyimledi.